Kardeşlerim!
Yüce Rabbimiz, Kerim Kitabımızda “Onlar bollukta ve
darlıkta Allah yolunda harcayanlardır, öfkelerine hâkim olanlardır, insanları
affedenlerdir.”[i]
buyurarak takva ehli müminlerin bir
özelliğinin de öfkeyi kontrol edebilmek olduğunu haber vermektedir.
Kardeşlerim!
Peygamberimiz (s.a.s), bir gün ashabıyla sohbet ederken onlara, “Pehlivan kimdir bilir misiniz?” diye
sordu. Sahabe, “Pehlivan, güreşte rakibini yenen kişidir.” cevabını verdi.
Bunun üzerine Efendimiz, “Asıl pehlivan,
güreşte rakibini yenen değil, öfke anında kendisine hâkim olup öfkesini
yenebilendir.”[ii]
buyurdu.
Merhamet Peygamberi, bu sade ama bir o kadar da anlamlı benzetmeyle gönüllere
ve zihinlere nakşedilecek bir mesaj veriyordu. Nice pişmanlıklara,
gözyaşlarına, âh-vâhlara neden olan öfkeye mağlup olmamamız konusunda bizleri
uyarıyordu. Efendimiz, bir taraftan öfke kontrolü konusunda ashabını eğitirken bir
taraftan da her birimiz için vazgeçilmez öğütlerde bulunuyordu. Bir defasında
kendisine gelip, “Yâ Resûlallah! Bana özlü bir tavsiyede bulun!” diyen birine, Efendimiz;
“Öfkene hâkim ol!” [iii]
demekle yetiniyordu.
Aziz Müminler!
Yüce Rabbimiz, öfkeden sakınma konusunda Kerim Kitabımızda peygamberlerin
hayatlarından bizlere kesitler sunar. Bu peygamberlerden biri Musa (a.s.)’dır. Onun
yokluğunda kardeşi Harun, kavminin hidayetten uzaklaşmasına engel olamamıştı.
Bu duruma öfkelenen Hz. Musa, onu yakasından tutup hiddetle silkelemişti. Neticede
kardeşinin ikazıyla öfkesine hâkim olmuş ve “Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bize rahmetinle muamele eyle. Sen
merhameti engin ve sonsuz olansın.”[iv] yakarışıyla
Rabbine sığınmıştı.
Yunus (a.s.), kavmini bir olan Allah’a teslimiyet ve kulluğa davet etmişti.
Ancak onlar, bu daveti karşılıksız bırakmışlardı. Bunun üzerine Yunus
Peygamber, bir hışımla kavmini terk edip gitmişti. Ama öfkesi onun için bir
imtihana dönüşmüştü. Bir balığın karnında karanlıklar içerisinde kalmış, sabrın
ve itidalin anlamını bir kez daha kavramıştı. Nedametle Rabbine şöyle iltica etmişti:
“Senden başka ilah yoktur. Seni her
türlü eksiklikten tenzih ederim. Ben gerçekten kendine yazık edenlerden oldum.”[v]
Kıymetli
Kardeşlerim!
İnsanlığın yolunu aydınlatan peygamberlere dair bu örneklerle bizi
eğitir Âlemlerin Rabbi. Peygamberlerin dahî kimi zaman öfkelendiklerini ancak
öfkelerini Allah’a sığınarak yendiklerini öğretir. Peygamberimiz (s.a.s) de, öfke anında kişinin Allah’a sığınmasını,
hesabı, sevap ve günahı hatırlamasını tavsiye etmiştir.[vi] Öfkelenince dilimizin isyan, küfür, intikam
sözcüklerine değil; dua, sükûnet, esenlik ifadelerine tercüman olmasını
istemiştir.
Kardeşlerim!
Olgun bir insan ve kâmil bir mümin olmanın tezahürlerinden biri de
öfkeye hâkim olabilmektir. Onun bir anda parlayan ateşine odun değil su
taşımaktır. Zira öfkesine yenik düştüğünde insanın gözü kör, kulağı sağır olur;
insaf ve vicdanı devre dışı kalır. Öfke seline kapılan kişi merhametten, hoşgörüden
yoksunlaşır; kırıcı, yıkıcı hale gelir. Hatta ölümle sonuçlanacak kadar aşırı
davranışlar sergileyebilir.
Nitekim günümüzde öfkenin sebep olduğu nice olumsuzluklara, ibretlik ve
hazin tablolara hemen her gün şahit olmaktayız. Şeytan, öfke silahıyla aramıza
kin, nefret, intikam tohumları ekmektedir. Nice akrabalık, dostluk ve kardeşlikler
sudan sebeplerle başlayan kavga ve çekişmelerle husumete dönüşebilmektedir. Bir
anlık öfke, ailelerde, iş ortamlarında, hâsılı gündelik hayatın farklı
alanlarında nice mutlulukları alıp götürmekte, nice hayalleri yok etmektedir. Nice
yuvalar, bir anlık öfke ateşiyle yanıp kül olmaktadır. İnsanoğlunun öfkeye
yenik düşmesinin bedelini kimi zaman masum eşlerin, çocukların, anne-babaların,
komşuların, suçsuz insanların canlarıyla ödemesi, yüreklerimizi parçalamaktadır.
Kardeşlerim!
Bugün, insanlık olarak bir stres çağında yaşıyoruz. Gündelik hayatta zaman
zaman bizi çileden çıkaran olaylarla karşılaşıyoruz. Fakat bizler, öfkemizde haklı
olsak dahî, öfkenin bizi nerelere
sürükleyebileceğini asla unutmayalım. Hayatın bir imtihan olduğu gerçeğini
hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım. Duyduğumuz her sözü, başımıza gelen her
bir olayı akl-ı selimin süzgecinden geçirelim. Geliniz, müminler olarak daima şefkat,
merhamet, hoşgörü ve sabrı kuşanalım. Öfkenin esaretiyle, kin, nefret, husumet
gibi duygularla yüreklerimizi karartmayalım. Mevlanâ’nın “Hilm kılıcı, öfke
kılıcından keskindir.” sözünü kendimize şiar edinelim.
Yüce Rabbimiz bizleri öfkesine mağlup olanlardan değil; sabrı kuşanan,
öfkesini yenebilen, haklıyken dahî affedebilen müttaki kullarından eylesin!
Kıymetli
Kardeşlerim!
Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun ki, bir kez daha
rahmet, bereket ve bağışlanma mevsimi olan üç ayların eşiğine ulaştık.
Önümüzdeki Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece Regâib Kandili’ni idrak edecek ve
üç ayların ilki olan Recep ayına gireceğiz. Regâib Kandilinizi şimdiden tebrik
ediyorum. Yüce Rabbimiz, üç ayları en güzel şekilde değerlendirebilmeyi,
rızasını kazanmış olarak hep birlikte Ramazan bayramına erişebilmeyi nasip
eylesin.
[ii] Müslim, Birr,
106; Ayrıca bkz. Buhârî, Edeb, 76.
[v] Enbiyâ,
21/86-88; Ayrıca bkz. Saffât, 37/139-148.
[vi] Buhârî, Edeb,
44.
Hazırlayan: Din
Hizmetleri Genel Müdürlüğü